THK Genel Başkanı Kürşat Atılgan’ın 45. Olağan Genel Kurul Konuşması

Kıymetli Türk Hava Kurumu Delegeleri,

Şu fani dünyada çok az kurum insan ömründen daha uzun  süre yaşayabilmiştir. Devletleri hesaba katmazsak bu sayı, iki elin parmaklarını geçmez. İşte büyük Türk Hava Kurumu, ömrü insan ömrünü aşmış bu ender kurumlardan biridir.

Kurulduğumuz 1925’ten beri hakikaten büyük işler yaptık. Şanlı tarihimizin kilometre taşları niteliğinde bu parlak başarıları saymaya kalksak zaman kifayet etmez. Misal olarak;  Ülkemizin dört bir yanına yayılmış zümrüt gibi havacılık tesislerimiz, gece gündüz gökleri kat eden filolarımız, binlerce genç beyni atinin karanlık ufkunda güneş olmaya hazırlayan üniversitemiz, akademimiz, dünyanın dört bir yanında insanları sevdiklerine kavuşturan pilotlarımız, zannederim kâfi gelecektir.

Her yıl düzenli olarak havacılık sevgisini aşılamak gayesiyle eğitime aldığımız on binlerce genç kardeşimiz de var tabi…

Dünya durdukça Türkiye’miz var olacak; Türkiye var oldukça Türk Hava Kurumu büyük işler yapmayı sürdürecektir.

Yeni bir başlangıç için toplandığımız bugün, bu yüce müesseseyi kuran Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk’e, yaşaması için bağış zarflarımıza 50 kuruş, 1 lira koyan mektep talebelerine, varını yoğunu buraya bağışlayan bilinçli vatandaşlarımıza, bayram seyran demeyip dizlerine kadar çektikleri çizmeleriyle deri toplayan adanmış Türk Hava Kurumu gönüllülerine ve nihayet bugün bu kurumun ayakta durmasına vesile olan siz kıymetli yol arkadaşlarıma yürekten şükranlarımı arz ediyorum.  En başta kurucumuz ve ebedi onursal başkanımız Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere, bu büyük hayırda, bu harikulade eserde, fikri, alın teri, duası ve katkısı olup da aramızdan ebediyete intikal edenleri hayırla, rahmetle ve minnetle yâd ediyorum. Ruhları şad, aziz hatıraları baki olsun.

 

Kıymetli arkadaşlarım,

Hayat, doğumdan ölüme kesintisiz bir mücadeledir. İnsan için en mühim şey; kabiliyetinin, inancının gereği için mücadele etmektir. Türk Hava Kurumu bizim mücadele sahamızdır. Bizler burada, ceddimizden teslim aldığımız kutsal emaneti, en güzel şekilde koruyup gözeterek çocuklarımıza emanet etmek için varız. Onlar da kendi çocuklarına devredebilsin diye…

Her vesileyle dile getirdiğim bir gerçek var: Türk Hava Kurumu amansız, çetin bir harbin sonunda İstiklaline kavuşup Cumhuriyeti kuran bir anlayışın ilk eseridir. 3 kıtada 22 milyon kilometrekarelik bir Cihan devletinden 783 bin kilometrekareye gerileyen ama umudunu kaybetmeyen bir milletin, büyük Türk Milleti’nin en büyük eserlerinden biri.

Trablus harbinde mevzilerimizi havadan gözetleyen İtalyan uçakları tarihte bir çığır açıyordu. Uçaklar, harp maksatlı  ilk kez Türklere karşı kullanılıyordu. Milis kuvvetlerini örgütlemek için orada bulunan genç yüzbaşı Mustafa Kemal, gelecek güzel günlere kavuşulduğunda yapılması gerekeni o gün anlamıştı. Türk Milleti’nin mensuplarından, istikbalin göklerde olduğunu ilk fark eden O’ydu.

Trablus’u kaybettik. Sonra Balkan harbi geldi. Düşmanlar topyekûn saldırıyordu. Balkanları da kaybettik. 1914’e geldiğimizde Osmanlı coğrafyasında Kars’tan Mısır’a bütün halk umutsuz, bütün ülke perişandı.

Umudu olmayan bir milletin kendisi de yoktur. Artık uçaklar bize de gelmişti. Göklerde süzülen bu ağır metal kütleleri insanların ilgisini çekiyordu. Millete umut için  Tayyareci Fethi Bey İstanbul’dan Kahire’ye bir uçuş planladı. Henüz 26 yaşındaki bu pırıl pırıl gencin tayyaresine taktığı isim, yaşadığımız günler için çok anlamlıydı: Muaveneti Milliye. Milli Dayanışma…

Tayyaresiyle Anadolu’yu ve Torosları aştı. Şam’ı geçti. Yafa’dan Mısır hava sahasına girmek üzereyken bir aksilik oldu. Uçağı düştü ve arkadaşı Nuri Bey ile şehit oldular…  Haberleri ulaştığında her yerde Fethi ve Nuri Beylerin yası tutuldu.

O gün Muğla’nın Meğri ilçesinin halkı toplandı ve ilçelerine Fethi Bey’in adını verdiler: Fethiye. O gün bu gündür Fethiye THK’nın omurgasıdır. Bugün THK Fethiye başkanımız, merhum babasından devraldığı vazifesini hakkıyla yürütüyor. Fethiyeliler her yıl kurumumuza milyonluk bağış yapıyor. Büyük il ve ilçelerimize kıyasla nüfusu çok az olmasına rağmen gelir sıralamamızda Fethiye sürekli birinci. Fethiye halkına ve idarecilerine teşekkür ediyoruz.

Lakin gelecek dönemde Şube başkanımız Mustafa kardeşimin tecrübesinin ülke sathına yayılması, THK genel merkezinin en öncelikli hedefi olmalıdır. Bütün il ve ilçelerdeki hemşerilerimizi Fethiye halkı gibi olmaya davet etmeliyiz.

Bugünlerde muaveneti milliyeye çok muhtacız. İyi biliriz ki, Milletçe birbirimize dayandığımızda, önümüzü kesecek mânia yoktur. Tarihteki hiçbir düşman, dayanışmamız karşısında varlık gösterememiştir. Bu hususta en çarpıcı örneklerden ikisi, İstiklal harbi ve Çanakkale’dir… Çanakkale’de bu millet hiçbir ayrım gözetmeksizin omuz omuza yedi düvele karşı çarpıştı ve bu toprakları bizlere vatan yaptı. Tehlikeler her zaman, birlik ve beraberliğimiz zayıfladığında baş gösterdi..

1915’te Çanakkale’de İngiliz zırhlısı Callut’u denizin dibine yollayan muhribimizin adı da: ‘Muaveneti milliye’ idi. Tıpkı Fethi Bey’in tayyaresi gibi… O gün, kendi küçük adı büyük bu hücumbot, devasa İngiliz zırhlısını batırdı ve harp bitti. Çanakkale geçilemezdi…

Kıymetli arkadaşlarım,

Dayanışmamız oldukça umudumuz diridir.  Umudumuz oldukça, aşılmaz hiçbir engel yoktur.

Bugün, aynı bilindik düşmanlar içte ve dışta istiklalimize kast ediyorlar. Hem de her gün, hem de her cephede. İstiyorlar ki birliğimiz bozulsun. Emperyalistler Dünya’daki adaletin, huzurun, sulhun teminatı, mazlumun destekçisi olan Türk Milleti ve Devleti’nin tarihten silinmesi için bin yıldır düzen kuruyor. Bin yıldır düzenlerini bozuyoruz. Akif’in dediği gibi:

Girmeden bir millete tefrika düşman giremez,

Toplu vurdukça yürekler, onu top sindiremez.’

 

Sindirebildi mi? 15 Temmuz’da gördünüz. Milletin ve devletin bekasını hedef almış bir avuç hainin ve onların alçak destekçilerinin halkın yopyekun direnişi karşısında ne sefil hallere düştüğünü gördünüz.

Milletlerin kurumları, milletlerin kaderlerini belirler. En güzel örnek Türk Hava Kurumu. Kurulduğu ilk günden sonraki 15 yıl boyunca Dünya, tarihin en kanlı savaşına hazırlandı. Konvansiyonel manada uçakların kullanıldığı ilk savaş olan 2. Cihan harbinde, 60 milyon insan öldü. Bugün yaşadığımız çarpıklıklarla dolu Dünya düzeni o harbin ürünüdür. Türkiye, savaşa girmedi ama her an girecekmiş gibi hazırlık yaptı. Harbe hazırlık döneminde, en hayati rollerden biri THK’nındı. Bu sebeple THK’yı kuran irade, bugünün parasıyla milyarlarca liralık geliri kuruma bağlamıştı.  Çünkü kaynak olmadan büyük görevler yerine getirilemez. Destek, devlet yardımlarıyla sınırlı değildi. Anadolu’nun dört bir yanından Yüce Türk Milleti, büyük bağışlar yapıyor, THK o bağışlarla uçak fabrikaları, motor fabrikaları kuruyordu.

Farzların en büyüğü, vatan savunmasıdır. Çünkü vatanı olmayanın hürriyeti olmaz, hürriyeti olmayanın dini olmaz. Bunun için 1936 yılının Kurban Bayramında THK’nın bir afişinde aynen şunlar yazıyordu:

‘Vatandaş. Türk Hava Kuvvetleri’ne uçak almak kurban kesmekten daha sevaptır. Kurban paranı THK’ya bağışla’.

Çağımızda egemen devlet olabilmenin yolu, güçlü bir hava kuvvetinden, rekabetçi bir havacılık sektöründen geçiyor.

Bu nedenle, havacılığımızın mihenk taşı konumundaki THK’nın varlığı hayatidir.  Türk Hava Kurumu’nun yürüttüğü sorumluluk, başka bir kuruluş tarafından ikame edilemez. Çünkü bunun için 93 yıllık tecrübe, iyi yetişmiş kalifiye havacılık personeli, hava alanları, hava araçları ve bunları dünya çapında sevk ve idare edecek senkronize bir yönetim gücü lazımdır. Çok şükür bunların hepsi THK’da mevcuttur ve ne pahasına olursa olsun yitirilmemelidir. Yitirildiğinde tekrar kazanması çok zordur.

Bir kurumun hikâyesi, o kurumun içindeki insan unsurunun toplamının hikâyesidir.

Bütün parçalardan oluşur. Bu noktadan hareketle, sorumlu olduğum dönem zarfında Türk Hava Kurumu’nda olan biteni kendi hikâyem üzerinden anlatacağım. Böylelikle hem tarihe bir vesika bırakmış olacak, hem de görevi yüklendiğim dönemin hesabını vermiş olacağım.

Bundan  4 sene önce, pilot olmamdan ötürü aşina olduğum Türk Hava Kurumu’na genel başkan seçilme ihtimalim belirdi. İnsanoğlu, aslına vakıf olmadığı  vazifeleri daha kolay kabulleniyor. Nitekim Cenab-ı Allah Biz emaneti göklere, yere ve dağlara teklif ettik, hiçbiri kabul etmedi. İnsana teklif ettik, hemen kabul etti. Çünkü insan zalim ve cahildi’ buyurmuş. Sonraki günler ayan beyan gösterdi ki, olayların çok azına vakıftım ve cesaretim cehaletimdenmiş…

O dönem görevi başındayken gözaltına alınıp ‘rüşvet alma, zimmet, haksız mal edinme, nitelikli dolandırıcılık, suçtan kaynaklanan mal varlığı değerini aklama,  görevi kötüye kullanma ve sahte belge düzenleme’, iddianamesiyle yargılanan devrin THK Genel Başkanı, mensubu olduğum Türk Silahlı kuvvetlerinden geliyordu. Tutuklamanın ardından medyada çıkan haberler, tablonun çok karanlık olduğuna işaret ediyordu. Bundan dolayı yakın çevrem, bu sorumluluğu üstlenmemem gerektiği konusunda telkinde bulunuyordu.

İnsan, kendini bilmekle mükellef yegâne varlıktır. Eşref-i mahlûkat olması bundandır. Durumu muhakeme ettim ve teklifi görev bilip kolları sıvadım.

Beni tanıyanlarınız bilir, Hava Kuvvetlerindeki kariyerimden sonra bir dönem Milletimize vekillik yapma şerefine nail oldum. Yani az buçuk politikadan anlarım. THK genel başkanı adayı olarak delegelerin huzuruna çıktığım ilk seçimde, kazanacağıma inancım kesindi. Temaslarımdan edindiğim izlenimler bu yöndeydi. Seçim sonucunda genel başkanlığa seçilen Vacit Öktem Bey’in ancak üçte biri kadar rey alabilmiştim. Şaşırdım, hayal kırıklığına uğradım ama tecrübe sahibi de oldum.

O gün anladım ki THK, nitelikli delegelerden müteşekkil bir yapıydı. O gün bu gündür bu fikrim hiç değişmedi. Hatta takip eden zamanlarda gelişen olaylarla daha da güçlendi. THK Delegesi için en yüce şey THK’nın kendisi idi. Ne parti, ne fikir ne bir başka şey bunun önüne geçemiyordu. Siyasetin ülkeyi iyice ayrıştırdığı dönemlerde bile, büyük Türk Hava Kurumu ailesi 81 milyonu temsil ediyor olmanın vakarıyla asla hizipçilik yapmadı. Birbirinden farklı dünya görüşleriyle,  siyasetle haşır neşir olmalarıyla bilinen mensuplarımız dahi   âli THK menfaatleri doğrultusunda her zaman ittifak içinde oldu. Çok şükür, bugün de öyleyiz.

Vacit Bey’i genel başkan seçtiğimizde THK’mızın karşı karşıya olduğu meseleler merhum Müslüm Gürses’in tabiriyle ‘büyük meselelerdi’. İçerisi kaynıyordu. Bir bütünün parçaları olması gerekirken suni olarak ayrıştırılmış THK Genel Başkanlığı, Havacılık Vakfı, Vakfa bağlı şirketler ile THK Üniversitesi birbirini yok etmeye çalışan düşmanlara dönüşmüştü. Büyük yolsuzluk ve usulsüzlüklerin ardından çöken genel başkanlık otoritesi –ki bunlar bizler için artık iddia değil gerçektir-, geriye bölük pörçük ve kendi menfaatine iş gören bir enkaz bırakmıştı.  Durum her geçen gün kötüleşiyordu…

THK ve Türk Hava Kuvvetleri başından beri ikiz kardeşlerdir. Bu nedenle bir Hava Kuvvetleri mensubunun ikiz kardeşimizde sebep olduğu yıkımdan ötürü üzülüyor, kendimizi mesul tutuyorduk. Durumu düzeltmeliydik.

Vacit Bey’in seçilmesinin üzerinden henüz 6 ay geçmişti. THK Vakfında az evvel bahsettiğim çatışmacı yönetimden dolayı sorunlar büyümüş, yönetim birbirine girmişti. Bu sefer vakfın başına geçip işleri düzeltmem için davet edildim. Teklifi kabul ettim ve THK Vakfı Başkanı oldum.

İnsan; gizemli bir yaratıktır. Her insanın dünyaya gönderilişinin münhasır bir sebebi vardır.

İnsan ömrü, bu sebebi arayıp bulmakla geçer. Çok azımız aradığını bularak öbür âleme göçer. Ben her kritik yol ayrımında, dünyaya gelişimin sebebi üzerinde düşünürüm. Bu anlarda, üstlenilmesi gereken sorumluluk ne kadar ağır, başarmak ne kadar zor görünse de vazifeden kaçmam. Hepimizin Türkiye’ye borcu vardır. Ben, güven içinde yaşamam dâhil her şeyimi Türkiye’ye borçluyum. Bu borcun bir kısmını ödeyebilmek için karşıma çıkan fırsatları nimet bilirim. Tabii ki hassasiyetle ve istisnaları göz önünde tutarak…

Bugünlerde unutulmaya yüz tutsa da eskilerimiz, sorumluluk yüklenecek kişide üç olmazsa olmaz şart ararlardı.

Ehliyet, liyakat, meşveret. Ben, yükü yükleneceksem meşverete önem veririm. Bir görev icra eden erdem ve ahlak sahibi bir insan kendisinden daha ehliyetli, daha liyakatli insanı aramakla  mükelleftir. Bulduğunda gönül rahatlığıyla vazifesini ona devredebilir. Hz. İsa yağmur duası için Kudüs’te Golgota Tepesine çıktığında kendisiyle birlikte olanlara bir soru sorar: ‘İçinizde hiç günah işlememiş olan var mı?’ Uzun bir sessizlikten sonra birisi gözünü işaret eder ve der ki; ‘Ben bütün ömrümde bir kez şu gözümle harama baktım. Sonra da onu çıkardım.’ İsa’nın bu zata cevabı şudur:’ O halde sen dua et biz âmin diyelim’ …

THK Vakfına başkan olmamın üzerinden kısa bir zaman geçmişti. THK Genel Başkanı Vacit Öktem Bey, ağır yükü taşıyamadı ve istifa etti. Olağanüstü seçime gidiliyordu. 118 delegenin desteğini aldığım ilk girdiğim seçimde THK eski genel başkanlarından komutanım İbrahim Paşa bana, ciddi bir başarı gösterdiğimi, THK delegelerinin seçkin insanlar olduğunu ve mücadeleye devam etmem gerektiğini söylemişti. Bu öğütü benimsedim.

Yeniden adaydım. Bu kez daha tecrübeliydim. THK Şubelerinin başkan ve yöneticilerini yerinde ziyaret ederek hasbihal etmeye karar verdim. Çok kısa sürede 25 bin kilometre yol kat ederek, şubelerimizin yüzde 80’ini ziyaret ettim.

Seçim yapıldı, sonuç sürprizdi. Mustafa San Bey ile reylerimiz eşit çıkmıştı: 252-252. Seçim yenilenecekti. Hayatımda hiçbir zaman hiçbir şeyi tesadüf olarak görmem. Her şeyin işaret ettiği bir şey vardır. Gelinen noktada  THK’nın meseleleri daha da büyümüştü. O gün içimde ittifak düşüncesi belirdi. Birleşmeli ve tek listeyle seçime gitmeliydik. Böylece daha rahat çözüm bulabilirdik. Şartları zorladık ama olmadı…Birleşmeyi başaramadık. Nihayet son seçimde sizler tarafından, THK genel başkanlığına getirildim.

Başarı, insanın elinde olan bir şey değildir. Bununla birlikte insandaki üç şey, başarıya giden yolun zeminini teşkil eder. Bunlar; samimiyet, iyi niyet ve gayrettir. Bunların neticesinde Allah takdir etmişse başarı gelir. Gerek kendimde gerek birlikte çalıştığım kişilerde, bu üç özelliğe çok önem verdim.

Tarihindeki en büyük darbeyi yemiş, adı korkunç yolsuzluklarla anılır olmuş THK’da bismillah deyip seçilmiş arkadaşlarla işe başladık. Samimiyetle, hüsnü niyetle, gayretle… Seçimleri ittifakla yapamamış olsak da, vazifeye ittifakla başlamaya önem verdik ve sağ olsun bir önceki yönetim kurulu üyesi arkadaşlarımızla birlikte biz yeni seçilenler ilk toplantımızı birlikte yaptık. Bayrağı teslim aldık.

Önceki yönetici arkadaşlarımız, ne zaman ihtiyaç duyulursa desteğe hazır olduklarını samimiyetle ifade ettiler ve Allah için her fırsatta bu desteği verdiler.

Genel Başkan olarak ilk icraatım; Kurum, Vakıf ve Üniversite Mütevelli heyet başkanlıklarını tek şapka altına sokmak oldu. Böylece her kurumdaki amir otorite aynı kişi oldu.

İtiraf etmeliyim ki 2015’in 12 Ekim’inde, ilk mesai günümde yüzleştiğim tablo, korkunçtu! Kötü olabileceğini ön görmüştük ama ne kadar kötü olabilirdi. Atatürk’ün gençliğe hitabesindeki gibi:‘ bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş’ durumdaydı. Zafiyet göstermedim.

Konuşmamın bundan sonraki bölümünde aktaracağım hadiselerde amacım, devri sabık yaratmak ve geçmişin hataları üzerinden dönemin yönetici ve çalışanlarını aşağılamak değildir. Onlar, vermek zorunda oldukları hesaplarını titiz takibimizle Türk mahkemelerine veriyorlar.

Geçmişe takılı kalan bugünü kaybeder, bugünü kayıp olanın yarını hüsran olur. Amacım; geçmişteki olaylardan ders alıp, sağlam bir gelecek inşa etmektir. Bu hususa azami dikkat ettim. İsim, bunun için zikretmiyorum. Çünkü mevzu, kimin yaptığından öte ne yapıldığı mevzuudur.

Görevim sırasında da THK artık kötü şeylerle anılmasın diye bu konularda çok az beyanat verdim.

Günler geçtikçe derine iniyor; derine indikçe sıklet artıyor, yük ağırlaşıyordu. Yapılması gereken eylem öngördüğümüzden çok daha ciddiydi. Devrim lazımdı. İmkân ve kabiliyetlerimizi belirleyip ekip arkadaşlarımızın kapasitesini gözden geçirdik.  Geçenlerde THK Üniversitemizin ders yılını açarken gençlere şöyle demiştim: ‘Kendinizi bilmenizin şartı, Ülkenizi bilmekten geçer. Bu nedenle Türkiye’yi aşkların en büyüğüyle sevip, sadakatlerin en deriniyle bağlanacaksınız.’ En çok buna önem verdim.

THK Üniversitesinde işler çığırından çoktan çıkmıştı. Aslında çok hayırlı bir eser olabilecek bu kurumun temelleri maalesef kötü niyet üzerine bina edildi. Liyakati yüksek insanları işbaşına getirmek erdemlerin en yücesidir. Aksi taktirde olacak olanları kimse engelleyemez. Üniversite kurulduğunda rektöre ödenen maaş, bugünün rakamlarıyla ayda 460 bin lira idi (O günün parasıyla 146 bin lira). Bu şahıs bana, paranın tümünü kendisinin almadığını büyük bir kısmını bağlı olduğu başkanla paylaştığını söyledi. Rakamları bugünün değerleriyle aktarıyorum ki zihinlerinizde karşılık bulsun. Dönemin THK Genel Başkanı kendisine aylık 270 Bin lira maaş bağlatmıştı.

Liyakatten yoksun akrabalarını teşkilatımızda olmadık yerlere tayin etmiş, bunları öğretim elemanı gibi göstererek ek ders ücretleri ve fahiş harcırahlar ödeyip Kurumu milyonlarca lira zarara uğratmıştı.

Kıymetli delegeler,

Balık baştan kokmuştu. Kantinden, temizliğe, yüksek lisans programlarından diplomalara elimizi attığımız her yerde yolsuzluk vardı. THK olarak varlığımızın çok ciddi bir bölümünü Üniversitemize aktarmış ve talan ettiğimiz için mali açıdan acze düşmüştük. Devrin genel başkanının yakınları hem üniversite hem Kurumda bir saadet zinciri kurmuştu.

Bu olayların mahkemeleri ile uğraşırken acil çözülmesi gereken iki büyük mesele vardı. 1000’den fazla kişiye usulsüz yüksek lisans diploması dağıtılmıştı ve THK’nın Üniversiteye bağışladığı Ankara Macunköy’deki arsa, vicdanları sızlatacak bir yolsuzlukla elden çıkmıştı. Macunköy konusuna birazdan gireceğim ama bahsettiğim bu iki olay ve ‘bazı kişilere çok yüksek ücretler ödendiği’ gerekçesiyle, bütün gayret ve ricalarımıza rağmen Yüksek Öğretim Kurumu Üniversitemize 2016-2017 öğretim yılı için   1 yıl öğrenci almama cezası verdi. Bir sonraki yıl da kısıtlı sayıda öğrenci alabildik. Bu cezaların üniversiteye maliyeti 100 Milyon liradır.

Bu usulsüzlük ve yolsuzlukları yapanlar artık Kurum’da yok lakin geride bıraktıkları enkazı temizlemek çok sancılı ve yıllar alacak. Bütün bunların baş müsebbibi malum eski genel başkan, bugünlerde pervasız ve arsızca ortalıkta dolaşıp, tekrar genel başkan olup yarım bıraktıklarımı tamamlayayım diyor. Aman ya rabbi!

Aslında YÖK’ün verdiği öğrenci almama cezası adil değildi ve  zaten hırpalanmış olan üniversitemiz için durumu daha da zorlaştırdı.

Gelecekteki ihtiyaçlarını karşılaması için THK’nın Macunköy’deki çok kıymetli bir arsasını Üniversitemize bağışlamışız.

Her nasılsa bu ihtiyaç hemen hâsıl olmuş ve  arsayı apar topar kat karşılığı müteahhide vermişler. İlk bakışta anlaşma, yarı yarıya görünüyordu. Ama işin detayına bakıldığında durum çok farklıydı. İnşa edilecek binalardaki çok kıymetli dükkânların hesaba katılamamış, mütahite bırakılmıştı. Sonuçta bu çok kıymetli arsamızı %17 ile vermiş ve karşılığında 205 daire almamız gerekirken sadece 70 daire almıştık. Üstelik dönemin üniversite yöneticileri bu 70 daireyi de planlı bir baskı kurarak gerçek değerinin üçte birine sattırdılar. Arada buhar olan  paramız en az 60 milyon liraydı…

Üstelik dediğim gibi bu olaydan ötürü YÖK ceza verdi, öğrenci alamadık ve ilave 100 Milyon lira daha gelir kaybımız oldu. Bir kötünün yedi mahalleye zararı var demiş atalarımız. Davalar devam ediyor…

THK Vakfına başkan olduğumda Üniversiteye vekâleten bir rektör atamıştım. Başlangıçta gayretli, çalışkan biri gibi görünmüştü. Birçok yolsuzluğun üzerine gidip üniversitenin haklarını aramak için mahkemelerde davalar filan açmıştı. Mecburi olmadığımız halde kendi varlığımız olduğu için THK Üniversitesinin eksik kalan harcama giderlerini THK Vakfı sağlar diye taahhüt vermişiz. Maksat THK’nın içini boşaltmak.

Dediğim gibi yapı, iyi niyet üzere bina edilmemişti ve sallanıyordu. Üniversite kendi ekseninde başına buyruk ayrıksı bir otorite kurmuştu. Rektör, genel kuruldan bir gün önce bana bir takım kamu delegelerinin ismini vererek yönetim kuruluna girmelerinin iyi olacağı söyledi. Dikkate almadım ve bu işlere girmemesini söyledim. Seçim günü genel kurulda bir konuşma yaptı ve alenen benim aleyhimde sözler söyledi. Protokol misafirlerimiz şaşırdılar. Adayların yönetim listeleri açıklanınca ne göreyim. Bana önerdiği ve dikkate almadığım kişiler karşı listede.  Bunu not ettim.

Seçildikten sonra YÖK’e yazıp bana imzalatmaya çalıştığı bir metinde, THK olarak Üniversiteye karşı üzerimize düşen ödemeyi yapamadığımızı, acz içinde olduğumuzu yazıyordu. Böylece Üniversite’ye el konulabilecekti. Gerilim hat safhadaydı. Görevlendirdiğimiz personeli kendi Üniversitemize sokmamaya başladılar.  Özür beyan etti, itibar etmedim ve görevine derhal son verdim. Ardından personel maaşları ve sayısını hızla azalttık.

Üniversite’deki başına buyrukluk, karaktere dönüşmüştü. Aynı zamanda YÖK denetimine tabii olmasından ötürü, THK sürekli tehdit altındaydı. Kendi personelimiz  THK’yı YÖK’e şikayet ediyordu. Pilotaj bölümündeki öğrencilerimizi, uçuş okulundaki yeni uçaklarımız uçurulamadığından yurtdışı dâhil başka uçuş okullarına yönlendiriyor, on milyonlarca liralık kurum kaynağını dışarı aktarıyorduk.

Derhal Üniversite ve uçuş akademisine süre verdim ve uçuşların tamamını kendi bünyemizde gerçekleştirecek hazırlığı  yapmalarını emrettim. Çok kısa bir süre içinde de başardılar. Böylece hem kaynağımızın dışarıya gitmesine engel olduk hem de uçuş akademisinin ayakta kalmasını sağladık.

Kredi kullanmaya devam ediyoruz ama bugün en kıymetli varlığımız olan Üniversitemizde denk bütçe yapar haldeyiz. Geçmiş dönemlerden ödenmesi gereken yüklü miktardaki sosyal güvenlik kurumu prim borçlarını yapılandırdık. Kaynak yaratıp ödeyeceğiz inşallah. Kuruluş döneminde pilotaj bölümüne çok düşük ücretlerle ya da burslu alınan öğrencilerimizin her biri için 600 bin lira harcamaya devam ediyoruz.

Göreve geldiğimiz gün bu uygulamaya son verdik. Makul desteklerle THK Üniversitesi itibarlı bir kurum olma yolunda ilerliyor.  Mütevelli heyetinde THK ağırlığını artırdık ve süreçlere daha çok müdahil olduk.

Memnuniyetle bilmenizi isterim ki Üniversitemiz, THK’nın diğer kurum ve şirketleri ile beraber aynı hedef doğrultusunda, merkezi bir irade ve uyum içinde yol alıyor. Gelecek dönemde etkin ve adanmış bir mütevelli heyetiyle hızını artıracaktır.

Vakıf şirketleri üzerinden yapılan onlarca yolsuzluk, mahkemelere intikal etmişti. Her şirket tabiri caizse ayrı telden çalıyor, vakıf şirketleri yerine dışarıdan hizmet alıyor, birbirinden hizmet aldıklarında da ödeme yapmıyorlardı.

Verimsizlik hat safhadaydı. Dönemin genel başkanı ve genel müdürleri dâhil, çalışanların vazifeli oldukları gündelik işler karşılığında milyonlarca liralık primler ödenmişti. Kurumun batağa saplanmasına aldırış eden yoktu. İhtiyacın çok üzerinde ve fonksiyonsuz çalışan vardı. Maaşlar ödenemiyordu. Denetimsizlik inanılmaz boyuttaydı. Devletin müfettişlerinin yazdığı ve düzeltilmesini istediği onlarca bulgu vardı. Bir gün çalışanlarımızdan biri, kamuda bir ihale olduğunu, şayet kendisine komisyon verirsek ihale bilgisini bizimle paylaşacağını söyledi. Şok oldum. Derhal işine son verdim. Sonradan anladık ki, malum genel başkan döneminde işler böyle yürütülmüş.

Başlangıcından bugüne mesaim, haftanın her günü 24 saat sürdü. İçeriyi denetim altına alıp dışarıdan destek almalıydım. İlk icraatım bütün müdürlerin harcama yetkisini iptal etmek oldu. Şirketlerdeki ve genel merkez bünyesindeki  temel fonksiyonlar olan, İnsan Kaynakları, Satın Alma, Muhasebe Finans ve Bilgi Sistemleri direktörlükleri olarak genel başkana bağlı birimlere dönüştürdüm.  Artık bu fonksiyonlarla ilişkili işlem ve onaylar direktör ve ilgili şirketin genel müdürünün ortak talebiyle genel başkan oluruna sunulur oldu. Maalesef geçmiş dönemde adı yolsuzluklarla anılan güzide Kurumumuz, direktörlüklerimiz sayesinde çok ciddi bir iç denetimin mekanizmasına kavuştu.

Çaprazlama olarak şirket yönetimi ve direktörlükler birbirlerini denetler hale geldiler. Böylece her alanda uzmanlığı olması mümkün olmayan herhangi bir THK genel başkanına denetimden geçmiş talepler sunulabilecek. Geçmişimiz dikkate alındığında bu yapılanmanın büyük bir devrim olduğunu söylemeliyim. Henüz tam kapasiteyle işlev görür durumda olduğunu söyleyemem ama gitgide mükemmele doğru yol alan geri dönüşsüz bir denetim ve verimlilik mekanizmasına kavuştuk.

Direktörlükler kurulunca her yapının bünyesindeki çok sayıda personel işlevsiz kaldı. Çarpıcı bir örnek olarak THK’da 42 kişi ile yürütülen lojistik ve satın alma faaliyeti, bugün 9 kişi ile ve çok daha verimli yürütülüyor.

Diğer bütün birimler için de durum farklı değil. Bilgi Sistemleri direktörlüğünün devreye aldığı elektronik belge yönetim sistemiyle, bütün evrakımız elektronik arşivde depolanmaya başladı. Böylece insan kaynağından çok ciddi tasarruf ettik.

Ben, ekmeğini kazanma kavgasında olan insanlara büyük saygı duyarım. Fakat THK’da durum çok farklı noktalardaydı. İnsan kaynakları direktörlüğünde THK genel merkez ve vakıf şirketlerinde bir tarama yaptırdım. Neredeyse personelin yarısı atıl durumdaydı.  Gelirlerimiz personel maaşlarını ödemeye yetmiyordu. 3 ay gecikmeli gidiyorduk.

İş üretmeyen personel için, fitre zekât ve deri toplayarak sahip olduğumuz gayrimenkullerimizi bir bir satıyorduk. Üstelik tünelin ucu görünmüyordu. Bilhassa genel müdür ve yöneticiler kademesinin maaşları akıl almayacak kadar yüksekti. Bunlara ilave maaşlardan kat be kat fazla primler alıyorlardı. Tam bir saadet zinciri hâkimdi. Yöneticilerin maaşlarını derhal düşürdüm, primleri kestim. Kısa zamanda Sigorta şirketi hariç genel müdürlerin hepsi işten ayrıldı. Yerlerine gayretli arkadaşlar atadık. Üç büyük şirketimizin yöneticisini de aynı kişi yapıp tasarruf sağladık. Üstelik verim arttı.  Sağladığımız tasarruf on milyonlarca liranın üzerindedir. İşten çıkarmak durumunda kaldığımız personelin bütün özlük haklarını ödedik.

THK ve Üniversitenin genel sekreterleri ile şirketlerin genel müdürleri ve direktörlerin katıldığı, meselelerin karara bağlanıp onayıma arz edildiği bir icra kurulu oluşturdum. Göreve geldiğim birinci aydan itibaren bu kurul her istisnasız hafta tam saatinde toplandı. Başlangıcından bir süre sonra kurul çalışmalarına iştirak etmeyerek, serbest müzakere ortamının doğmasını sağladım. Kurul üyeleri toplantılarında THK menfaati için kavgalar verdi. Kişisel olmayan, iş odaklı bu çatışmaları teşvik ettim.  Böylece tepe yöneticilerimiz birbirlerini tanıdı ve yapılarımız arasında eş güdüm sağlandı. Yöneticiler birbirlerinin faaliyetlerinden haberdar oldular ve gerektiğinde her biri diğerini yedekler hale geldi. Bu icra kurulumuz, THK’da bir düzen tutturdu. Ortak akılla kangren olmuş birçok mesele çözümlendi. Verimlilik arttı. Tarihimizde ilk kez Savunma Sanayi ihalesi kazandık. Kritik birçok alanda revizyon kabiliyetlerimiz oluştu. İcranın koordinasyonuyla Lojistik- THK Teknik- Uçuş Akademisi ve Üniversite  bir araya geldi ve göreve başladığımda 3 tanesi faal olan uçuş okulundaki uçakların tümünü ayağa kaldırdı. Geçen hafta aynı anda 19 uçağımız semalardaydı. Büyük maliyetlerle yurtdışında yaptırdığımız motor revizyonlarını artık kendimiz yapıyoruz. Trafiği tersine döndürdük. Önümüzdeki günlerde yurtdışından motorlar revizyon için bize gelmeye başlayacak. Başlangıçta birbirlerini düşmanlar olarak gören bağlı kurumlarımızın tümü kardeşlere dönüştü. Bu sinerji önümüzdeki yıllarda hayal edemeyeceğimiz büyük değerlerin üretilmesine vesile olacaktır.

Çok kritik fonksiyonlardan biri de hukuktu. En başta hukuku da bir direktörlüğe dönüştürüp başına bir çalışan atamayı düşündük. Fakat hassasiyeti göz önüne alındığında bu uygun görülmedi.  Bir evvelki dönemin genel başkanı hakkında çoğunluğu Devletin müfettişlerinin talebine bağlı 25 dava açılmıştı.

Bu davalara konu olan yolsuzluk, usulsüzlük ve sahteciliklerden ötürü THK yüz milyonlarca liralık zarara uğratılmış, biraz sonra arz edeceğim gibi can damarı olan en kıymetli varlığı birilerine peşkeş çekilmişti. THK’da şube başkanı olan bütün hukukçularımızın toplanıp işe destek vermelerini rica ettim. Toplandılar ama sonuç alamadık. Bir kişi hariç herkes Ankara dışından geliyordu ve fiziken bir araya gelip sonuç alınması mümkün değildi.

İki adayın eşit rey aldığı o meşhur kongrenin divanını Konya şubemizin başkanı Nezih Dağdeviren idare etmişti. Fevkalade basiretli bir irade sergileyerek o kritik dönemi kazasız belasız atlatmamızda etkin rol oynamıştı. Kendisinden ricada bulundum ve hukuk işlerimizi koordine etmesini talep ettim.

Memnuniyetle kabul etti. Kendisinden beklenildiği gibi canla başla gerek THK üniversitesinde gerekse vakıf ve genel başkanlıkta hukuk konularını üstlendi ve yükümüzü hafifletti. İcra toplantılarına iştirak ederek, sözleşmelerin usulüne uygun hazırlanmasını temin etti. Uyuşmazlıkların çözümlenmesinde arabuluculuk yaptı. Çok ciddi mesai ve  emek harcadı. Bugün burada ittifakla divan başkanlığımızı yapıyor. Kendisine teşekkür ediyorum. Hizmetleri daim olsun.

Bunların yanında başaramadığımız hususlar da var. Mesela içinde bulunduğumuz  borç girdabından çıkmak için THK’ya gelir bağlatmak gerekiyordu. Yasa çıkarılması hususunda başvurduğumuz bütün kapılardan eli boş döndük.

En son bizi teşvik eden dönemin maliye bakanı kendisinin talebimize karşı çıktığını bizzat bana açıkladı. Deniz bitmişti. Bu süreçte kurumuzun menfaatlerine korumak için en tepeden en uca kadar bütün kapılarda nöbet tuttum. THK mevzubahis olmasa temas etmemin imkân dâhilinde olmadığı makamlarda itibar görmediğimiz, kapıların yüzümüze kapandığı günler oldu. Önemsemedik. Moralimizi bozmadık. Vardır bir hayır deyip sabrettik. Fakat bunun yanında burası milletimizin kurumu diyerek bizim heyecan ve gayretimize denk bir hissiyatla bize destek veren devlet adamlarımız ve bürokratlarımız da oldu. Gururlandık, umudumuz arttı. Zaten onların sayesinde bugünlere gelebildik.

En büyük kavgayı bankalarla verdik.  Görevi devraldığımızda bir kısmı TL ve  Euro olmak üzere dolar cinsiden toplam kredi borcumuz 195 milyon usd idi. Vade ve faiz şartları inanılmaz kötüydü. En yüksek faiz hadleri uygulanıyordu. Kredileri kapatmamız için tehdit ediliyorduk. Hepsiyle büyük mücadeleler neticesinde piyasanın en düşük faizlerinde anlaştık ve borcu yeniden yapılandırdık. Milyonlarca dolarlık haksız faizi sildirdik.   Elimizde kıymet ifade eden mülklerin tümü borca karşılık ipotek edilmişti. Kredi kullanımlarında akla ve ahlaka aykırı hususlar vardı.

Mesela bir bankayla yapılan anlaşmada bankaya, THK’nın kredi kullanım şartlarını araştırmak için 750 bin dolar para ödenmişti.  Mevcut kredileri döndürmek için gereken aylık faiz 10 milyon liraları buluyordu. İşlerimizden ve toplanan bağışlardan öyle bir parayı artırmanın imkânı yoktu.

Geldiğimizde önümüzde bulduğumuz istisnasız hiçbir ihale kar etmiyordu. Kokuşmuş bir soygun düzeninin çarkları işliyordu. Bütün planlama art niyetliydi. Normal şartlarda düşük fiyatlara kiralama yoluyla yapabileceğimiz ambülans helikopter işi için çoğu sıfır helikopterler alınmış, bu satın almadan başkanın oğluna komisyonlar aktarılmış ve bankalara sırf bu işlemden ötürü her ay 5 milyon lira faiz öder duruma düşmüştük.

Aynı hesap hava taksi uçakları için de geçerliydi. Yangın uçakları operasyonu çok kötü yönetildiği için zarardaydı.

İhalelerde kimselerle teklif fiyatımızı paylaşamıyorduk. Çünkü fiyatlar hemen rakiplere uçuyordu. Sorumluları tespit ettim ve kovdum. Dönemimizde alınan bütün ihaleler makul karlılıktadır. Kamu yararına çalışan bir dernek olarak, kamu menfaatini hep ön planda tuttuk. Nitekim en son kazandığımız ve fahiş kur artışından dolayı yapılması imkânsız hale gelen ambülans helikopter işini de en yakın rakibimizin 300 milyon lira altında fiyatla kazandık. Savunma sanayinde aldığımız işi de aynı şekilde rakibimizden 25 milyon dolar ucuza aldık.

Tıpkı en başta planlandığı gibi THK’nın varlığı devletimizin ihtiyaç duyduğu hizmetlerin çok daha ekonomik ve kaliteli yapılması hususunda hayatiydi.

Bu arada bildiğiniz gibi kurulduğumuzda bize bağlanılan milyarlık destekler sıfıra inmişti.

Jet uçakları ve Kapadokya balon faaliyeti gibi  mütemadiyen zarar eden ve kontrol edilemeyen işlerimizi kiraya verdik. Aslında uçakları satıp borcu kapamak için çok mücadele ettik ama yüksek fiyatlarla mal edilen uçakların satışından doğacak zarar yüksek olduğundan vicdanımız el vermedi. Şu anda balon operasyonundan çok makul  net bir yıllık kar elde ediyoruz. Jet uçakları da bankaya kendi taksitlerini ödeyebiliyor.

Nitelikli personelimizin bir kısmı, THK’nın zayıf düşmesinden istifade ederek keneler gibi kurumun batması pahasına sürekli kendi menfaatleri doğrultusunda talepte bulunuyorlardı. Hatta öylesine bir hal almıştı ki çalışanlarımız, kurumumuzu resmi mercilere ihbar edip mütemadiyen denetim geçirmemize sebep oluyordu. Bunları tespit ettik, iş akitlerini sonlandırdık. Şu anda yapı içinde büyük oranda Kurum aidiyeti yüksek arkadaşlarımız kaldı.  Bu aidiyetin önümüzdeki yıllarda en üst seviyeye çıkacağını ümit ediyorum.

Vahameti izah için  münferit örnekler vermek isterim. Malum eski başkan, TUA şirketimizle takipçisi olmayan bir havacılık sitesi arasında reklam anlaşması yapmış. Anlaşmanın bedeli bugünün parasıyla 2 milyon lira. Üstelik para İngiltere’ye transfer edilecekti. Derhal iptal ettim. Takipçisi olmayan bu tetikçi site aleyhimde tezviratlar yapıyormuş. Gülüp geçiyorum tabii.

Çok büyük miktarlarda temin ettiğimiz yedek parça, motor bakım ve akaryakıt tedarik zincirlerine doğrudan müdahil olarak %20-30 arasında ilave indirimler aldık. Bu indirimlerin parasal karşılığı çok büyük meblağlardır. İçimiz acıyarak şahit olduk ki, Milletin kurumu THK sahipsiz bırakılmış. İtina gösterilmemiş.

Liyakatsiz ve ehliyetsiz kişilere bırakılmış. Biz gücümüzün son damlasına kadar sırtlandık, omuz verdik, ne pahasına olursa olsun bayrağı yere düşürmedik. Kuruma bu anlayışı hâkim kıldık.

Takibe düşmüş borçlarımızla ilgili alacaklıları davet edip görüştük. Ciddi indirimler aldık ve borçlarımızı büyük oranda ödeyip kapattık.

En büyük mücadelemizi Laleli’deki otelimiz için verdik. Bu dönem sonuç almayı çok arzu ettik ama nasip değilmiş. Temerrütten tahliye için açtığımız dava 2 Ekim’de görüldü ve Ocak’a ertelendi. Nezih Bey ve ekibinin takibinde. Mutlaka kazanacağız.

Oradaki yolsuzluk ve hırsızlığın boyutu aklın hayalin çok ötesinde. O dava Kurumumuz lehine çözümlenirse mevcut borcumuzun büyük bir kısmından kurtulmuş olacağız.

Hepinizin malumu olduğu üzere otel konusu şu idi:

THK’nın en büyük varlığı durumunda olan İstanbul Laleli Tayyare Apartmanlarındaki otelimizi malum başkan, dönemin Yönetim Kurulunun hilafına  40 yıllığına 2055’e kadar devir yoluyla birine peşkeş çekti.  Çok sonralardan elimize geçen anlaşmalar merdiven altında tanzim edilmişti ve ilkokul 2. Sınıf Türkçesiyle kaleme alınmıştı. THK’nın payına bu işlemden 250 bin dolar bağış düştü. Hâlbuki alması gereken rakam mahkemeye intikal eden belgelere göre en az 70 milyon dolardı. Bugün öyle garip bir durumla karşı karşıyayız ki peşkeş çekilen kişi yıllık 50 Milyon TL kira toplayıp bize 20 Milyon  ödüyor. Kaybımız 30 Milyon TL. Adı geçen eski genel başkan, mahkeme kayıtlarında bu devrin piyasa şartına uygun ve hakkaniyetli olduğunu beyan ediyor. Aynı şahıs bugünlerde karar aşamasındaki bu davanın seyrini değiştirmek için gazete köşelerinden oteldeki işbirlikçisi ile şahsıma saldırıyor. Neden? Düzenlerini bozmuşum.  Düzeniniz batsın. Duyuyoruz, oteldeki kişi akaryakıt kaçakçılığı ve iş adamına kumpas suçlamasıyla birkaç kez hapse girip çıkmış.

Bu arada çok daha vahim bir şey oldu. Son kongrede Laleli Otelindeki yolsuzluğu belgeleriyle bize aktaran dönemin İstanbul Sarıyer şubesi başkanı idi. Otel meselesine sağır bakıldığını ileri sürerek bir evvelki yönetim kurulundan istifa etmişti. Şüphe uyandıran bir şevkle otel konusunda inisiyatif almak istiyordu. Sonradan bu kişinin otelden düzenli para aldığı banka dekontlarıyla ortaya çıktı ve kurumla ilişiğini kestik. THK Üniversitesinden atılan biri THK genel başkanlığına adayım diye ortaya çıkmış. Geçenlerde Laleli’deki bizim otelde basın toplantısı mı ne yapmış. Arkadaşlar ucube bir resim getirdi. Adamın yanında kim olsa iyi. Bizim eski Sarıyer Başkanı. Olayın organizatörü kim?

Oteli peşkeş çektikleri kişi. Bu rüşvetçi anlayışı ortadan kaldırmak için verdiğimiz gayret inşallah sonuç  verecek. Sonrasında sırtımız yere gelmez.

Bırakın oteli, THK’nın bir tek çöpünü dahi haramilere, hırsızlara bırakmadık, bırakmayız. Bırakmayacaksınız…

Bütün kötülüklerde adı geçen malum eski başkan ve şürekâsı ile THK’yı soymak için ittifaka girmiş, içinde sözde gazeteciler de olan şer cephesi, THK’nın başından gitmem için akla hayale sığmayacak alçaklıklara tevessül ettiler, ediyorlar. Hepsine gülüp geçtim.  Allah’a şükür hiç birisi bizi yolumuzdan döndüremedi.

Gazeteci kılığında tetikçiliğe soyunan bir zavallı, yine otel ile bağlantılı bir kumpasta faka bastı ve yakayı ele verdi. Şimdilerde mahpusta sanırım… İlahi adalet.

Kıymetli hazirun,

Ben sadece şuna inandım;

“ Kişiye doğruluk yakışır görse de ikrah,

Doğruların yardımcısı Hazreti Allah.”

Bir de şuna:

‘Allah’a  dayan sağye sarıl, hikmete ram ol,

Yol varsa budur, bilmiyorum başka çıkar yol.’

İştiraklerimizden Isparta’daki ASAL’ı elden çıkarıp borç ödemek için gayret ettik. Fakat teklif edilen bedeller birkaç yıllık kirasından düşüktü. Satmadık tabi. Çok şükür orayı da iyi bir ticari modelle iyi gelir getiren bir işletmeye dönüştürdük. Potansiyeli de büyük.

Yaptıklarımızla ancak mevcudu koruduk ve kredi faizleri ile 20 milyon dolar kadar bir borç ödeyebildik. Kaynak nerde derseniz,  ihtiyacımız olmadığı halde kiralamamız gerekirken banka kredisiyle satın aldığımız hava araçlarını satsak bugün ancak 40 milyon dolar edebiliyor. Oysa onlar için 90 milyon dolar ödedik. Kalan kredi borcumuz 182 milyon dolar. Oteli haramilerin pençesinden kurtardığımızda borcun 50 milyon dolarlık kısmını gelirinden öder hale geleceğiz.

Geriye 90 milyon dolar kalıyor. Krediler karşılığı ipotek verdiğimiz gayrimenkullerimizin kira gelirleri çok düşük. Kredi faizleri gelire göre çok yüksek. Bazı mülklerimiz metruk durumda. En doğru şey iyi bir modelle gayrimenkulleri satıp borcun bir kısmını ödemek. Yoksa gelecek yıllarda gayrimenkullerimizin değeri borçlarımızı ödemeye yetmeyecek.

Sevgili arkadaşlar. Bugün THK için en kutsal görev, en birinci vazife faiz belasından kurtulmaktır.

Biz bu hengâmede boğuşurken, 1929 yılından beri üye olduğumuz FAI’ye ve Bakanlar Kurulu’nun tüzüğümüzde bize tanıdığı yetkiye rağmen Gençlik Spor Genel Müdürlüğü bünyesinde yeniden hava sporları federasyonu kuruldu. Halbuki yasaya göre kurulmamalı. Dikkate almadık ama milli kaynaklarımızın israfı maalesef sürüyor.

20 kadar yeni şube kurduk. Bu şubelerde yeni bir model belirledik. Şube yönetimi iki yıl boyunca THK’dan kira ve sayman ücreti talep etmeyecek fakat gelirlerini mutat olarak genel merkeze aktaracak.  Oldukça başarılı bir model oldu. Genel merkeze en fazla maliyet oluşturan 50 şubeyi kapadık ve 24’ünü yeniden açtık.

Ezcümle, bundan 3 yıl evvel büyük bir kaos ortamında gürültülü bir giriş yaptığımız THK gemisini limana yanaştırdık. Ortalık sakin. Şimdi demirlemesi ve iyice bakımdan geçmesi gerekiyor. Tayfalar uyum içinde. Yolcuların tedirginliği geçiyor. Elbette daha yapacak çok iş var. Sonra gemimiz gereksiz yüklerinden kurtulup engin denizlere güvenle yelken açacak.

Sayın delegeler,

Bendeniz, yönetim kurulum ve THK ailesinin yöneticileri olarak son 3 yıllık icraatımız için müsterihim. Üzerimizdeki büyük yıkımın müsebbiplerinin bütün iftiralarına, bütün saldırılarına rağmen büyük işler yapabildik. Yeterli mi derseniz, değil. Çünkü yıkılanı yapmak, yıkmaktan daha uzun süreler ister. Hiç şüphem yoktur ki, bu kutsal mücadele bizden sonra da sürüp gidecektir.

Ulu önder Mustafa Kemal Atatürk, İstiklal harbindeki mücadelesini  kaleme aldığı Büyük Nutkunu meclis kürsüsünden mebuslara ve yerli yabancı basın mensuplarına  6 günde okumuştu. Konuşmamın uzunca sürdüğünün farkındayım. Hakkınızı helal ediniz.

Bunca şeyi yaşarken bazen durup düşünme fırsatı da buldum. O zamanlarda THK için kendi kendime bir yerlerde görüp hatırladığım şu cümleyi telkin ettim: ‘Bu hayırlı ve ebedi eser; senin, ecdadının ve evladınındır. Ona yardım elini uzat, onu koru ve yaşat!’ Bir ibadet gibi bu telkin bütün zorluklarla mücadele etmemi mümkün kıldı.

Ha, bütün bu olan biten hengâmenin sonunda ne oldu diye soracak olursanız sayın delegeler, cevabı Nazım versin derim:

 

“Biz/// 
bıraktığın gibiyiz.
Ustalaştık biraz daha
taşı kırmakta,
dostu /düşmandan /ayırmakta…”

Var olun, sağ olun, yolunuz açık olsun…

İstikbal göklerdedir!!